Çamur ve sırla yolculuğum Ege Üniversitesi Seramik Bölümü’nde başladı. Ege Seramik, artistik çalışmalardan önce laboratuvarda malzemenin, ateşin ve kimyanın dilini öğrendiğimiz bir yerdi. Seramiğin yalnızca görünen yüzünü değil, görünmeyen sabrını da orada tanıdım.
Stajda yolum değerli hocam M. Tüzüm Kızılcan’ın atölyesiyle kesişti. Orayı hep ikinci okulum olarak gördüm. Öğrendikçe heyecan duyduğum pek çok şey o atölyede geçen uzun saatlerin içinde saklıdır.
Aradan yirmi üç yıl geçti. Buna rağmen her fırın açılışında hâlâ aynı heyecanı hissediyorum. Ateşin bana ne bıraktığını görmeyi beklediğim o an, yıllardır hiç değişmedi. Sanırım bu heyecan, ruhun gençlik iksiri.
Sanat benim için yalnızca üretmek değil; doğayla yeniden bağ kurmak, bazen düşüncelerimi sessizce anlatmak, bazen de içimde biriken coşkuyu, isyanı toprağa emanet etmektir.
Doğanın dokuları, kadınların hikâyeleri ve yaşadığım coğrafyanın belleği eserlerime kendiliğinden sızıyor. Bir fikri olduğu gibi anlatmaktansa, onu izleyicinin kendi hikâyesiyle tamamlayabileceği bir forma dönüştürmeyi seviyorum.
Her eserimin, ona bakan kişiyle yeniden anlam kazandığına inanıyorum. Eğer yaptığım bir çalışma sizde bir anıyı, bir duyguyu ya da uzun zamandır unuttuğunuz bir hissi uyandırabiliyorsa, benim için gerçek yolculuk o anda başlıyor.
Ben hâlâ toprağın öğreteceklerine inanıyorum. Bu yüzden üretmeye, öğrenmeye ve her yeni fırını ilk fırınımmış gibi heyecanla açmaya devam ediyorum.
Şeyda Arık Egeli














